Roma deyince akla ilk Roma İmparatorluğu geliyor. Bu bölge, tarihin günümüze kadar gelmiş mabedidir desek yalan olmaz herhalde. MÖ 1.yy’da Agustus tarafından kurulan İmparatorluk, dünya tarihinde çok büyük bir öneme sahip. Agustus, amcası Jül Sezar tarafından yetiştirilmiş ve Sezar ölünce tahta geçmiştir. Jül Sezar, dünyanın en etkili insanlarından biri olarak kabul edilmesinin yanı sıra, Roma Cumhuriyetinin, İmparatorluğa dönüşmesinde çok etkili bir rol oynamıştır.
Saadede gelelim J: Roma’ya ilk vardığımda açıkçası biraz hayal kırıklığına uğradım. Çünkü, indiğim yerden midir nedir varoş bir mahalleye geldim sandım. Bakımsız ve kirli caddeler ile de karşılaştım. Sonradan öğrendiğim kadarı ile halk Roma Belediye başkanından memnun değilmiş. Evsizlerin olması, çöp kutularını karıştıran insanların varlığı da kafamda soru işaretlerine neden oldu. Öncelikle hosteli bulup giriş işlemlerini halletmek istedim ancak kredi kartının geçmeyip, doğrudan nakit ödemenin kabul edilmesi beni şaşırttı, neyse ki yanımda nakit vardı da durumu kurtardık. Eğer online rezervasyon sitelerinden yer ayırttığınızda ve ödemenin hostelde gerçekleştirileceği söyleniyorsa sadece nakitin geçerli olması kuvvetle muhtemel. Sürpriz ile karşılaşmamak için konaklayacağınız yere varmadan önce mail atarak durumu netleştirmeniz kolaylık sağlayacaktır.
Giriş işleminden sonra geziye başladım. Uygun bütçeye göre yeme-içme düşünüyorsanız alternatifler oldukça fazla. Burada da “coop” marketler ilk tercihiniz olacak. Ayrıca buradaki çeşmelerden su içebilirsiniz 😉

Ulaşım fazlası ile rahat; gideceğiniz lokasyonları biliyorsanız otobüs, metro ve tramvay seçeneklerinden dilediğinizi kullanabilirsiniz. Ulaşım konusunda fark edeceğiniz ilk şey, kimsenin ücret ödememesi (tarmvayda) olacaktır. Araçlara giriş-çıkış kontrolü çok olmadığı ve turnike sistemi de kullanılmadığı için sistem bu şekilde yürüyor. Çok nadir olarak görevliler kontrol ediyormuş. Tramvayların kalabalık olması ve sadece kontrol sırasında insanların biletlerini tramvay içindeki “validatör”e okutması, yakalanmalarını imkansız hale getiriyor. Riske girmeyin derim, aksi takdirde iyi bir ceza alabilirsiniz.

Gezilecek yerlere geline; Kolezyum, Roma Forumu, Pantheon, Trevi Çeşmesi, Vatikan ve Müzesi aklıma ilk gelen yerler arasında. Eğer detaylı gezmek istiyorsanız en az 4 gün ayırmanızı öneririm. Popüler yerleri gezmek isterseniz ise 2 gün sizi tatmin edecektir. Geziye başlamadan önce (daha önceki plan yaptığınızı varsayarsak) konaklayacağınız yerden harita mutlaka isteyin. Bende ki haritada 35 tane turistik yer iğnelenmiş, hepsini gezmeye kalksanız 4 günü de aşacaktır. Tercih sizin…
İlk durağım Kolezyum oldu. Bakım çalışması yapılacağı için içerisi kapalı idi ayrıca bu Kolezyumun bulunduğu bölgeye ilave bir metro hattı çalışması da başlamıştı. Günün ilk saatlerinde gittiğinizde, yükselen güneşin kolezyumu nasıl aydınlattığını göreceksiniz. Buraya ulaşım ise gayet kolay, metro ile giderseniz “Colesseo” durağında inebilirsiniz. Metro hatları birden fazla olduğu için (verilen haritada kırmızı ve mavi renkte iki farklı hat mevcuttu) mavi hatlı olanı takip etmeniz gerekecek. Aksi takdirde aktarma yapmanız mümkün, ancak hiçbir zorlu tarafı olmadığını söyleyebilirim.

Roma Forumu, Kolezyuma son derece yakın, zaten bu bölgede pek çok tarihi yapı mevcut.

Bu bölge içindeki bir değer görkemli yapı ise “Piazza Venezzia”daki “Altare della Patria” yani “Ulusun Mihrabı”… Bu abide, 1885-1911 yılları arasında Birleşmiş İtalya Krallığının ilk kralı II.Vittorio Emanuele’i onurlandırmak için yapılmış. Yapı o kadar görkemli ki ne taraftan bakacağınıza şaşırıyorsunuz. Buradaki meydanda keyifli pek çok kafe ve restorantlar mevcut. Uzun uzun yürüdüyseniz, soluklanmak için özellikle ara sokaklar oldukça iyi tercih olacaktır.

Altare della Patria’nın 6 sokak ilerisinde ise (yürüyerek 15-20 dakika) Trevi Çeşmesi sizi karşılayacak. Burası gerçekten kalabalık bir yerdi. Bulunduğu sokağın küçük olması, gelen ziyaretçilerin bir yerde toplanmasına yol açıyor. 1732 yılında, yapımına Agustus döneminde başlanmış ve 30 yıl sonra tamamlanmıştır. Geç Barok mimarisinin son yapıtlarından biri olması nedeniyle önemli bir konuma sahip. Nicolo Salvi tarafından inşasına başlanan yapı, ölümünden sonra Pietro Bracci tarafından bitirilmiştir. Yapıda o kadar çok detay ve işçilik var ki, muazzam kelimesi az kalır. Bir varsayıma göre Trevi Çeşmesi, su arayan askerlere suyun yerini gösteren bir kızın efsanesine dayanarak yapılmış. Ayrıca 3 yeraltı su yolunun da birleştiği bir nokta olduğuna ilişkin iddialar da var.

Pantheon, yani tüm tanrıların tapınağı…Tüm Roma yapıları içinde en iyi korunmuş yapının bu olduğu ifade ediliyor. Aslında sadece Roma için dünyada kendi dönemine göre en iyi korunmuş yapıdır. İ.S 128. yıla kadar dayanan bir geçmişi olup, Hadrianus tarafından inşa ettirilen bina, 7. yy’da kiliseye çevrilmiştir. Hadrianus’un Yunan kültürüne hayran olması nedeniyle, girişine Yunan yapılarında rastlanan cephe eklenmiş. Yapıldığı dönemde beton kullanımının bu kadar ileri seviyede oluşu ise hayranlık vericidir. Kubbesine baktığınızda göreceğiniz oyuklu yerlere ise kaset adı veriliyor ve kullanılan bu teknik ile kubbenin ağırlığı yapının temeline yansıtılmış. Kısacası Roma’ya gidip Pantheon’u görmeden gelmek biraz tuhaf kaçan bir durum ve mutlaka rotaya eklenmesi gereken yerler arasında


Romanın bir diğer klasik rotası ise Vatikan, Katolik mezhebinin yönetim merkezi… San Marino’dan sonra İtalya sınırları içerisinde ayrı ikinci ülke de diyebiliriz. Piazza St. Pietro meydanında ve her daim oldukça kalabalık olabiliyor. Tramvay, metro ve otobüsler ile buraya doğrudan ulaşım mümkün. Meydana geldiğimde, kutsal olarak görülen bu bölgede, oldukça fazla hediyelik eşya satan yerler ile karşılaştım. Meydana vardığınızda ise oldukça geniş bir alan ile karşılaşıyorsunuz ki burada Papa Katolik insanlara mesajlarını iletiyor. Ayrıca buradaki Apostol Sarayı Papa’nın resmî ikamet ettiği de yer oluyor.

Buraya geldiğinizde ise Vatikan Müzesi ve Sistin Şapeline gitmenizi öneririm çünkü içeride şahane eserler ile karşılaşıyorsunuz. Müzede sıra beklememeniz için bileti mutlaka online almalısınız. Aksi takdirde uzun süre kuyrukta beklemeyi göze almış olursunuz.




Müze’de pek çok sanatçının inanılmaz eserlerini bulabilirsiniz ama bir tanesi var ki gerçekten muazzam. Şapelin tavanına resmedilen ve yaratılışı konu alan Michelengelo’nun boyadığı çizimler mevcut. Şapelin tarihsel öneminin yanında, papalık makamının seçildiği de bir alandır. Yıllık yaklaşık 5 milyon ziyaretçi ağırladığı için şapel içerinde fotoğraf çekimi yasaklanmıştır. Vatikan Müzelerine giriş ücreti yaklaşık 22 € idi bu da yıllık 110 milyon €’luk bir gelir demek.
Sonuç
Roma’daki gezdiğim son yeri de bitirdikten sonra artık Türkiye’ye dönüş vakti de yaklaşmıştı. İtalya’ya yaptığım bu gezi de elbette bazı sonuçlar çıkarıp, Türkiye ile ister istemez kıyaslama yaptım. Sonuçlardan ilki ise; tarihlerini inanılmaz korumuşlar ve bu konuda çok iyi çalışıyorlar. Ulaşım sorunu yok, toplu taşıma ile pek çok yere gidebilirsiniz. Diğer bir ilginç nokta ise; şehirler arası yollar da dâhil olmak üzere İstanbul’a kıyasla trafik neredeyse yok gibiydi. Çevreye verdikleri değeri de atlamamak gerekiyor tabi ki yapılaşma çevreyi hırpalamamış (İstanbul’a kıyasla J). Kısacası pek çok yönden aramızda fazlaca fark var arkadaşlar, bunu canlı olarak gidip gördüğünüz zaman üzüntü duymamanız olası değil.
Yeni yollar ve rotalarda görüşmek üzere…













